Maalesef bizim memlekette hayal rekoltesi düşük. İş, aşk, mülk üçgeninden dışarı çıkamıyor. Mülk muhabbet tesis etmez. Bilgi de. En fazla geçici bir haz temin edebilir. İş derseniz hedef iş olunca sonraki hedef emeklilik haline geliyor. Ama emekliliğe de hazır değil kimse.

Psikoloji kumkumaları, çakra pazarlamacıları iş başında. Bütün tavsiyeler “şu zamanı kazasız belasız atlatalım” diye başlıyor.

Kazasız belasız atlatmanın yolu da nedir? Sakin olmak. Evet sakin olmak iyidir genellikle. Ama bazen da değildir.

Yakınların için endişeleniyorsan, yaşlı ayrımcılığı tavan yapmışsa, zaten hastaneyle problemli ilişkileri olan mülteciler hepten tedirginlik içinde tedaviye bile gidemiyorsa, sokakta, Belgrad ormanlarında hayvanlar aç kalmışsa ve insanlar işlerinden oluyor yahut risk altında çalışmak zorunda kalıyorsa, üstelik zaten bir yığın şey belirsizken bir de güvensizlik her bakımdan tavan yapmışsa çok da sakin olmayıp bir miktar salıvermekte fayda olabilir.

Bu pijamanızı çıkarın diye başlayan tavsiyelerin bir tanesine Barbaros Altuğ Twitter’da çok güzel bir cevap verdi: “Boş laf bunlar, salın kendinizi, depresyona girin, düşünün, bu nasıl bir dönem farkına varın. Yoksa bu adamlara kalırsa dünya aynı tas aynı hamam devam edecek. Çıktığımızda aynı olmamızı isteyenlere defol deyin.”

Bütünüyle aynı fikirdeyim. Bu musîbet, şapkayı önümüze koyup düşünmek için bir fırsat.

Düşünecek o kadar çok şey var ki.

***

Şimdi sizden bir ricam var. Yazının burasında durun ve -henüz seyretmediyseniz şu videoyu seyredin.

Şaşırtıcı derecede fazla teveccüh gördü bu video. Ben bunları yazarken 675 bin kişi videoyu seyretmiş, 41 bin kişi beğenmiş, 4300 kişi tekrar paylaşmış, 230 yorum yazılmış, binlerce kere de yorum yazılarak paylaşılmıştı.

Benim için de enteresan bir deneyim oldu. Yorumların sanırım hepsini okudum. Yani binlerce yorum okudum.

Videoda gördüğünüz gibi sempatik cereyan eden bir eşek şakası bu. Ve iki kişi eğleniyor. Biri daha çok eğleniyor. Ben bunu paylaştığımda doğal olarak önce beni takip edenlerden tepkiler geldi. Şaşırmadım. Gülme, eğlenme, neşelenme… Biraz cumhuriyetçilerin sloganı “In Guns We Trust” tişörtüne takılan oldu. Biraz da “Bizim burada bunu bir kadın yapsa dayağı yemişti” filan.

Sonra video yayıldıkça yorumlar değişti. Eğlenen azaldı imrenen çoğaldı. Ezici çoğunlukta gençler tarafından icra edilen bir hülyalara dalma, “böyle bir ilişki içinde yaşlanma isteği ama ner’deee” hali oluştu.

Bu hali açıkça yazmayanlar özet geçiyordu: Var bir hayalimiz… O kadar “Var bir hayalimiz” denerek paylaşıldı ki araştırdım ben de. Acaba bir dizi mi var aynı isimle ne var?

Meğer bu böyle “aynen” gibi gençler arasında yaygın bir cümleymiş.

Ben beğenmedim. Bir kere herkes birden aynı hayali yaşıyorsa ve bu hayal eş bulmaya dönükse aynı kanaatte epey insan var demektir. Bunun da işlerini kolaylaştırması beklenmez mi? Mekanizma öyle işleyemiyor tabii. Çünkü bu hayal tek başına pek az şey ifade ediyor.

Maalesef bizim memlekette hayal rekoltesi düşük. İş, aşk, mülk üçgeninden dışarı çıkamıyor. Mülk muhabbet tesis etmez. Bilgi de. En fazla geçici bir haz temin edebilir. İş derseniz hedef iş olunca sonraki hedef emeklilik haline geliyor. Ama emekliliğe de hazır değil kimse. Üçüncü yazıdır aynı araştırmaya referans veriyorum ama buyrun.

Aşk meselesine gelince. Tanrı vergisi faktörler yardımıyla gelişen aşktan saadet beklemek çok manalı değil. Dolayısıyla her dünyalının aşk ihtiyacının da bilgiyle görgüyle duruşla ilgisi var. Keza insanın nefsine ne kadar hürmet gösterdiğiyle de ilgili. Hayatında bilgi – haz dengesi düzgün olan, hayal-hedef sahibi, ahlaklı, nazik ve tabii mantıklı birisinin aradığı ilişkiyi isabet ettirmesinin daha kolay olması beklenir.

Öbür türlü ilişki olsa ne olur? Bir sıkımlık diş macunu yüzünden fırtınalar kopar. Kötü giden ilişkiyi düzeltmek için evlenilir, kötü giden evlilik için çocuk yapılır, işler karıştıkça karışır. Neden bu hayatta insanlar en çok eşlerinden ve işlerinden şikayet eder? İkisi konusunda da yeterince düşünmediklerinden, erişimleri ölçüsünde acele karar verdiklerinden olabilir.

Halbuki ne yaşadığının farkında olan birisi hem nezaketi elden bırakmaz hem de ilişkinin nerede bittiğini de anlar. Düzgün ilişkiler ve düzgün ayrılıklar kurar. “Bir yastıkta kocama” tasavvuruna ulaşma şansı varsa yine bu insanın vardır.

Bu da hayal dünyasına değil tefekküre dalarak olur. Gerçek hayal kurmak iş aşk mülk değil yani.

Neyin hayal edileceğine karışmıyorum aslında. İş aşk ve mülkten ibaret bir hayal dünyası ile bulunacak iş aşk ve mülkten hayır gelmeyeceğini söylüyorum.

Ayrıca lafım sadece bugünün gençlerine değil. Nitekim mürüvvet görme merakı yeni bir şey değil. “Allah hayırlı kısmet versin” lafı da benden epey daha eskidir. Ama burada ortada bir hayal var ve hayal sahibi “Bir hayalimiz var” demiyor. Cümle “Var bir hayalimiz…” ve genellikle üç noktayla servis ediliyor. Elbette cümle sahibinin niyeti o değil ama cümlenin devrik hali “böyle çaresiz göründüğüme bakma bir adet hayal bende de var” demiş oluyor.

Karantina günlerini hayal dünyamızı güncellemek için kullanalım. Bence Barbaros Altuğ da bundan bahsediyor.

Karantina günlerini herkes kendine göre bir takım güncellemelerle geçiriyor. Satışlar en çok kozmetik ve spor aletlerinde olmuş. Belli ki bir güzelleşme, fit ve sağlıklı olma planı var yürüyen. Bir itirazım yok. Siyasi yahut ruhani fikirlerinde haklı çıkmak için vesile arayanlar da “artık sırasının geldiğini” düşünüyor. Buna da bir itirazım yok. Doğadan müstakil bir şahısmış gibi bahsetmeyi seven bir kesim de onun intikamla meşgul olduğunu söylüyor. Bu analitik olarak mümkün değil ama buna da itiraz etmiyorum.

Benim önerim şu: Kötümser olmayalım. Enseyi karartmayalım. Ama tedirgin olmak da kaçınılmaz. Tedirginlik günlerimizde kendimizi oyalamak yerine hayal dünyamızı gözden geçirmek bence harikulade bir fikir. (Tabii çevremizde olan bitenleri, yapılan ve yaşanan insan kaynaklı kötülükleri unutmadan.)

Gazete Duvar